Bir oyuncunun en büyük sermayesi, set dışında biriktirdiği dünyadır. Benim dünyamın merkezinde ise disiplin, müzik ve sporun eşsiz dengesi yer alıyor. Yıllardır elimden düşürmediğim bağlamam, sadece bir enstrüman değil; Anadolu’nun ruhunu, dertleşmeyi ve o samimi hikayeleri anlamamı sağlayan bir anahtardır. Gönül Dağı gibi toprağın kokusunu taşıyan projelerde yer alırken, bağlamanın tellerinden süzülen o hüzün ve neşe, canlandırdığım karakterin ses tonuna gizlice sızar.
Diğer yanda ise tenisin getirdiği yüksek konsantrasyon ve dinamizm var. Tenis kortu, tıpkı bir set ortamı gibi anlık refleks, strateji ve bitmek bilmeyen bir enerji gerektirir. 70’li yaşlarımda hala kortta ter dökmem, oyunculuk kariyerimdeki o dinç duruşun ve ‘motor’ dendiği andaki odaklanma yeteneğimin temelidir. Hobilerim, oyunculuğumu besleyen damarlardır. Bu yazımda, bir sanatçının ruhunu taze tutan bu uğraşların, performans üzerindeki görünmez ama güçlü etkilerini paylaşıyorum.